“Eyvah, yine yanlış yapılıyor…”
O an düşündüm; bu tür olayların bu şekilde servis edilmesi, adeta bir gösteriye dönüştürülmesi yeni felaketlerin kapısını aralamıyor mu?
Yayın yasağı getirilmeli mi?
Evet, belki de artık bu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir.
Kim derdi ki benzer bir olay bir gün benim memleketimde de yaşanacak?
Bugün oturmuş “katil kim?” sorusunun cevabını arıyoruz.
Suçlu kim?
Sosyal medya yasasını çıkarmayanlar mı?
Sorumluluk bilinci taşımadan yayın yapan televizyonlar mı?
Yoksa bu içerikleri sorgulamadan tüketen bizler mi?
Sosyal medya denen katil görselleri mi ?
Gazetecilik mesleğimde buna benzer yüzlerce olaya tanıklık ettim. Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bir haber verilmezse dünya durmaz.
Ama o haber, iştah kabartan bir dille verilirse, işte o zaman felaket büyür. sosyal medya cinayeti başlıyor.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcımızın olayla ilgili çok sayıda savcı görevlendirdiğini öğreniyoruz. Bu, devletin ciddiyetini gösterir. Ancak sadece olayın faillerini değil, bu olayları besleyen dili ve yöntemi de sorgulamak gerekir.
Bugün sosyal medya, olayları “ballı börekli” anlatan bir mecra haline gelmiştir. ABD deki okul baskınları en çok izlenen sosyal medya görselleri !
Televizyonlar ise reyting uğruna acıyı, korkuyu ve şiddeti pazarlayan bir düzene dönüşmüştür.
ABD’de yapılan araştırmalar, şiddet içeriklerinin çocuklar üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor. ABD de okul baskınları sık yapılan olay !.
Sürekli bu görüntülere maruz kalan genç zihinler, şiddeti sıradanlaştırıyor.
Hatta bazıları için bir “kahramanlık” algısı oluşuyor.
Bugün şiddet en çok izlenen içerik haline gelmiş durumda.
Herkes bir “rambo” olma hevesinde, silahlar adeta oyuncak gibi görülüyor.
Burada bir söz aklıma geliyor:
“Hırsızın hiç mi suçu yok?”
Elbette var.
Ama şunu da sormak gerekir:
Bu suçu besleyen, büyüten, yaygınlaştıran sistemin hiç mi suçu yok?
Sosyal medya ağlarının bu kadar kontrolsüz olması normal midir?
Toplumun değerlerini aşındıran, gençleri zehirleyen bu içeriklere karşı neden daha güçlü adımlar atılmaz?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu alanı düzenleme, gerekirse sınırlama yetkisi yok mudur?
Bugün geldiğimiz noktada, mesele sadece bir olay değildir.
Mesele, bir zihniyet meselesidir.
Şiddeti izlenebilir kılan, cazip hale getiren her dil;
Yeni bir şiddetin tohumudur.
Unutmayalım:
Bir toplum, neyi alkışlıyorsa ona dönüşür.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Yaralılarımıza acil şifalar, ailelerine sabır temenni ediyorum.
Ama asıl soruyu da sormadan geçemiyorum:
Bu gidişata “dur” demek için daha kaç acı yaşamamız gerekiyor?
Hayırlı günler.