Bekir DOĞAN/ Gazeteci Yazar

Tarih: 21.08.2025 08:37

Önümüzdeki Ay Daha İyi Olacağız!

Facebook Twitter Linked-in

Dünya genelinde bir daralma yaşandığı inkâr edilemez. Bunun birinci sebebi, üretimin tüketimden fazla olmasıdır. İkinci olarak, işçilik, elektrik, vergi ve sosyal güvenlik primlerinin ya çok az ya da hiç olmadığı ülkelerle gelişmiş sanayilerin rekabet etmesi neredeyse imkânsız hale geliyor.

Türk sanayicisinin dayandığı bir tek umut var:
“Atalarımızın dediği gibi, umut fakirin ekmeğidir.”
Bugün sanayicinin, üreticinin tek tesellisi de “önümüzdeki ay daha iyi olacak” umududur.

Dünün yoklukla boğuşan girişimcileri, bugün fabrikaların sahipleri… Ama aynı psikoloji devam ediyor: “Biraz daha sabredelim, yakında işler düzelecek.” Çünkü umutsuz yaşanmaz!

İhracat Güçlü, Sanayi Daralıyor

2025’in ilk yedi ayında ihracat 156,3 milyar dolar seviyesine ulaştı. Temmuz ayında ise aylık ihracat 24,9 milyar dolar ile geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 arttı. Bu tablo, otomotiv ve kimya sektörlerinin öncülüğünde ihracatın hala güçlü olduğunu gösteriyor.

Ancak madalyonun diğer yüzü o kadar parlak değil. İstanbul Sanayi Odası’nın Temmuz 2025 PMI verisi 45,9’a geriledi. Bu, üç aydır devam eden daralmanın sürdüğünü ortaya koyuyor. Yani sanayi üretiminde ciddi bir sıkışma var.

Kahramanmaraş tekstil sektörü ise bu daralmadan en fazla etkilenenlerden… İplik ve kumaş üreticileri adeta can çekişiyor. Bu durumu Ankara’ya anlatacak bir yiğit aranıyor.

İflaslar ve Sahtekârlık Riski

Ekonomik baskılar iflas ihtimalini artırırken, bir başka tehlike daha gün yüzüne çıkıyor: sahtekârlık. Özellikle bankacılık ve dijital dolandırıcılık olaylarında ciddi artış var.

Bir yandan “iflas ettim” diyen kişiler, öte yandan başkalarının adına komisyon karşılığında kredi çekebiliyor. Üstelik devlet bankaları üzerinden… Sahte mahkeme kararları, sahte vekâletnameler artık sıradan vakalar gibi karşımıza çıkıyor.

Bu tablo, sadece ekonominin değil, güvenin de yara aldığını gösteriyor. Çünkü güven olmayınca ticaret de, üretim de, yatırım da ayakta kalamıyor.

Kriz mi, Yapısal Sorun mu?

Bütün bu veriler ışığında şu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye’de gerçek anlamda bir ekonomik kriz mi var, yoksa yapısal sorunların ağır baskısını mı yaşıyoruz?

İhracattaki güçlü artış “kriz yok” dedirtse de, sanayideki daralma ve iflas riski “kriz kapıda” yorumlarını güçlendiriyor. Belki de doğrusu şu: Türkiye, krizden çok yapısal bozuklukların ağırlığını yaşıyor.

Ama unutmayalım… Bizim kültürümüzde sanayici de, esnaf da, çiftçi de hep aynı sözü tekrar eder:
“Önümüzdeki ay daha iyi olacağız!”

"Umut Sanayicinin Ekmeği Oldu !"

" Duy Ankara Sesimizi Duy !"

Hayırlı günler dilerim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —