Şikâyet etmek yerine o hikâyeyi dinlemeyi bilsek, hayatın ne kadar cömert olduğunu daha iyi anlarız. Çünkü bu topraklar, dört mevsimi de hakkıyla yaşayan nadir coğrafyalardan biridir.
Kışın sonu bahardır. Bahar; toprağın yeniden nefes almasıdır. Dağlardan derelere inen sular çağlayarak akar, çiçekler utangaç bir tebessümle açar. Arılar, bir çiçekten diğerine koşarken tabiat uyanır, memleket bir tabloya dönüşür. Bahar geldi mi, insanın içi de yeşerir.
Yaz gelince bereket başlar. Meyveler dalları eğer, sebzeler sofraları süsler. Şehirler sıcakla yorulsa da yaylalar, köyler bir başka güzelleşir. Betonun içinden çıkıp üç beş günlüğüne de olsa toprağa, serin rüzgâra, yıldızlı gökyüzüne misafir olmak insana iyi gelir. Telefonu, interneti bir kenara bırakıp hayatın gerçek sesini dinlemek gerek bazen.
Sonbahar ise hazırlığın mevsimidir. İnsanlar kışa hazırlanır, hayvanlar içgüdüleriyle yiyeceğini toplar. Evlerin kilerleri dolar, bağdan gazel suyu içildi mi yazın yorgunluğu alınır. Armut, elma, portakal, zeytin, limon… Bin bir çeşit nimet pazara iner, depolara girer, bereket sofralara taşınır. Sonbaharın hüznü bile insana huzur verir.
Ve kış… Kar yağdığında kayak merkezleri şenlenir, gidemeyenler bahçesinde kardan adam yapar, çocuklar kar topu oynar. Soğuk havanın içinde bile sıcak anılar birikir. Kış, sabrı öğretir; beklemeyi, paylaşmayı, ısınmanın kıymetini hatırlatır.
Kışın uzun günlerinde, Soba başı sohbetleri , soba üzerindeki çayın demi kadar tatlı olur !..
Yazın sıcak, kışın soğuk diye yakınmak yerine her mevsimin sunduğu güzelliği görmeyi deneyelim. Allah’a şükredelim ki bu ülkede dört mevsim var. Düşünün; 365 gün sıcak olsaydı ya da 365 gün soğuk… Hayat ne kadar tekdüze olurdu.
Şikâyet etmeyelim, güzellikleri yaşayalım dostlar. Çünkü hayat, fark edene her mevsim güzeldir.
Hayırlı günler diliyorum.
