Reklam

Bekir DOĞAN/ Gazeteci Yazar

Bekir DOĞAN/ Gazeteci Yazar


Ordusu Olmayan Değil, Çağın Silahını Üretemeyen Devlet Zayıftır!

Sevgili Okurlarım,


Hani bazıları diyor ya:

“Düşman nerede? Bize kim saldıracak? Suriye mi saldıracak, Yunanistan mı?”

Bu soruyu soranlara önce şunu söylemek gerekir:

Devlet olmak, düşmanın kapıya dayanmasını beklemek değildir. Devlet olmak, düşman kapıya dayandığında ne yapacağını önceden bilmektir.

Çünkü devletler sadece iyi niyetle, diplomasiyle ve temennilerle ayakta kalmaz.

Güçlü devlet; güçlü orduya, güçlü ekonomiye, güçlü teknolojiye, güçlü istihbarata ve kendi savunma sanayiine sahip olan devlettir.

Bugün dünyada savaşların şekli değişmiştir.

Dün kılıç-kalkan vardı.

Sonra tüfek geldi.

Top geldi.

Tank geldi.

Savaş uçakları geldi.

Füzeler geldi.

Bugün ise savaş artık sadece cephede askerlerin karşı karşıya geldiği bir mücadele değildir.

Savaş; insansız hava araçları, seyir füzeleri, balistik füzeler, elektronik harp, radar sistemleri, uydu teknolojileri, siber güvenlik, yapay zekâ ve hava savunma sistemleri üzerinden yürütülüyor.

İşte devlet olmanın gerçek ölçüsü de burada başlıyor.

“Bize Kim Saldıracak?” Diye Bekleyemeyiz!

Ortadoğu’ya bakın…

Suriye’ye bakın…

Gazze’ye bakın…

Ukrayna-Rusya savaşına bakın…

İsrail’in gerçekleştirdiği operasyonlara bakın…

Bir füzenin, bir insansız hava aracının veya bir savaş uçağının ne kadar kısa sürede binlerce kilometrelik mesafeyi aşabildiğini görüyoruz.

Sınırın ötesinde patlayan bir füze, birkaç dakika sonra Türkiye’nin sınırındaki bir şehri tehdit edebilir.

Bugün “Bize saldıracak kim var?” diye sormak, çağın savaş gerçeğini görmemektir.

Tehlike kapıya geldikten sonra tedbir almak devlet yönetmek değildir.

Asıl mesele, tehlike daha ortaya çıkmadan hazırlıklı olmaktır.

Türkiye Çok Bedel Ödedi

Türkiye terörle mücadelede yıllarca çok ağır bedeller ödedi.

Askerlerimiz, polislerimiz, jandarmamız, korucularımız ve vatandaşlarımız şehit oldu.

Terör örgütlerinin arkasındaki uluslararası destekleri, silah ve mühimmat kaynaklarını hepimiz gördük.

Bugün gelinen noktada ise Türkiye'nin terörle mücadelesinde İHA ve SİHA teknolojilerinin sahadaki etkinliği, güvenlik anlayışında önemli bir değişim meydana getirdi.

Eskiden teröristin peşinden dağlarda aylarca yürüyen güvenlik güçlerimiz vardı.

Bugün ise teknoloji sayesinde terörist daha harekete geçmeden tespit edilebiliyor.

İşte teknoloji budur.

İşte savunma sanayiinin anlamı budur.

İHA ve SİHA Türkiye'nin Elini Güçlendirdi

Türkiye'nin insansız hava araçları alanında yaptığı atılım sadece bir silah üretme başarısı değildir.

Bu, aynı zamanda mühendislik, yazılım, elektronik, haberleşme, optik, radar, motor ve yapay zekâ alanlarında bir ekosistem oluşturma başarısıdır.

Bugün Türkiye;

İHA üretiyor.

SİHA üretiyor.

Akıncı üretiyor.

Bayraktar TB3 geliştiriyor.

Kızılelma gibi insansız savaş uçağı projeleri yürütüyor.

HÜRJET'i geliştiriyor.

KAAN'ı geliştiriyor.

GÖKBEY helikopterini geliştiriyor.

Hava savunma ve füze sistemleri geliştiriyor.

Elektronik harp ve radar sistemleri üretiyor.

Deniz platformları ve milli savaş gemileri geliştiriyor.

Ve bütün bunların önemli bir bölümünü artık ihraç ediyor.

Bu tabloyu küçümsemek, Türkiye'nin son 20 yılda geçirdiği teknolojik dönüşümü görmemektir.

Savunma Sanayii Başkanlığı'nın verilerine göre Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı 2002'de 248 milyon dolar seviyesindeyken 2025'te 10,054 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde savunma projelerinin sayısı 62'den 1.400'ün üzerine yükseldi. 2025 itibarıyla Türkiye'nin dünyadaki en büyük savunma şirketleri arasında ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, ASFAT ve MKE gibi şirketleri bulunuyor.

Bunlar küçümsenecek rakamlar değildir.

HÜRJET'in İspanya'ya Satılması Ne Anlama Geliyor?

Bunun bir başka önemli göstergesi HÜRJET'tir.

Türkiye'nin milli jet eğitim ve hafif taarruz uçağı HÜRJET için İspanya ile 30 adetlik, 2,6 milyar avro değerinde ihracat anlaşmasına yönelik süreç başlatıldı. Teslimatların 2028'de başlaması planlanıyor.

Burada mesele sadece 30 uçak satmak değildir.

Asıl mesele şudur:

Bir NATO ülkesi, Türkiye'nin geliştirdiği bir savaş uçağını tercih ediyor.

Bu, Türk savunma sanayiinin geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir.

Uydu Olmadan Uzayda Güç Olabilir mi?

Bugünün dünyasında savunma sadece karada, denizde ve havada yapılmıyor.

Uzay da artık savunmanın bir parçasıdır.

Uydu haberleşmesi…

Uydu görüntüleme…

Konumlandırma…

Erken uyarı…

Keşif ve gözetleme…

Bunların tamamı modern devletlerin güvenlik kapasitesinin bir parçasıdır.

Türkiye'nin TÜRKSAT 6A projesi bu açıdan önemli bir adımdır.

TÜRKSAT 6A, Türkiye'nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu olarak hizmete alındı; projede yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranı ve 84 yerli ekipman kullanıldığı açıklandı.

Demek ki artık mesele sadece “uçak yapıyor muyuz?” sorusu değildir.

Yazılımımız bize mi ait?

Radarımızı kim üretiyor?

Motorumuzu kendimiz yapabiliyor muyuz?

Uydu teknolojimiz ne durumda?

Elektronik harp sistemlerimiz ne kadar güçlü?

Savaş sırasında haberleşmemizi sürdürebiliyor muyuz?

İşte çağdaş devlet olmanın ölçüsü budur.

Ama Daha Gidecek Çok Yolumuz Var!

Burada bir parantez açmak istiyorum.

Savunma sanayiinde geldiğimiz noktayı alkışlamak başka şeydir, eksiklerimizi görmemek başka şey.

Türkiye'nin daha yapacak çok işi var.

Motor teknolojilerinde…

Hava savunma sistemlerinde…

Radar teknolojilerinde…

Elektronik harp alanında…

Uzay teknolojilerinde…

Yapay zekâda…

Siber güvenlikte…

Enerji teknolojilerinde…

Ve en önemlisi kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmakta daha çok yol almamız gerekiyor.

Çünkü bir ülke kendi uçağını üretip motorunda dışa bağımlı kalıyorsa, kendi füzesini üretip kritik elektronik sisteminde dışarıya bakıyorsa, kendi gemisini yapıp bazı stratejik sistemlerde başkasının iznine ihtiyaç duyuyorsa tam bağımsızlıktan söz etmek kolay değildir.

Savunma sanayiinde hedef sadece “üretmek” değil, bütün kritik teknolojilere sahip olmaktır.

Türkiye'nin Beş Yıla İhtiyacı Var

Benim kanaatim şudur:

Türkiye'nin savunma sanayiinde yakaladığı ivmeyi kesintiye uğratmadan sürdürmesi gerekiyor.

Önümüzdeki beş yıl;

AR-GE'nin, genç mühendislerin, üniversitelerin, yazılımın, yapay zekânın, motor teknolojilerinin ve yüksek teknoloji üretiminin yılları olmalıdır.

Bugün savunma ve havacılık sektöründe 3.500'ün üzerinde firma ve 100 bine yaklaşan doğrudan istihdam bulunuyor. 2025 ihracatı da 10 milyar dolar sınırını aşmış durumda.

Bu sadece bir savunma meselesi değildir.

Bu aynı zamanda ekonomik bağımsızlık meselesidir.

Çünkü savunma sanayiinde geliştirdiğiniz teknoloji, sivil havacılığa da gider.

Otomotive gider.

Elektroniğe gider.

Yazılıma gider.

Uzay teknolojilerine gider.

Üniversitelerde yeni bölümlerin açılmasına vesile olur.

Gençlere yeni iş alanları oluşturur.

Ve ülkenin teknoloji seviyesini yukarı taşır.

“Türkiye Ne Yaptı?” Diyenlere Bir Yuh!

Şimdi Türkiye'yi küçümseyenlere bir sorum var:

Türkiye ne yaptı?

Daha düne kadar savunma ihtiyaçlarının önemli bölümünde dışarıya bağımlı olan bir ülke;

Bugün İHA ve SİHA ihraç ediyor.

Helikopter üretiyor.

Milli savaş gemileri üretiyor.

HÜRJET geliştiriyor.

KAAN'ı geliştiriyor.

Kızılelma'yı geliştiriyor.

TB3'ü geliştiriyor.

Hava savunma sistemleri geliştiriyor.

Füze sistemleri üretiyor.

Elektronik harp sistemleri geliştiriyor.

Uydu teknolojilerinde kendi kabiliyetlerini artırıyor.

Ve bunları yaparken dünyadaki savunma sanayii sıralamasında Türk şirketlerinin sayısı da giderek artıyor.

Bunları görmek için iktidar yanlısı olmak da gerekmiyor.

Muhalif olmak da gerekmiyor.

Bu, Türkiye'nin meselesidir.

Savunma sanayiini desteklemek bir siyasi partiye destek vermek değildir.

Çünkü savaş geldiğinde;

AK Partiliye ayrı füze,

CHP'liye ayrı hava savunma sistemi,

MHP'liye ayrı sığınak yapılmıyor.

Hepimiz aynı vatanın insanıyız.

Güçlü Ordu, Güçlü Devlet!

Şunu artık anlamamız gerekiyor:

Barış isteyen devlet, savaşa hazır olmak zorundadır.

Güçlü ordu savaş çıkarmak için değil, savaş çıkmasını engellemek için vardır.

Caydırıcılık budur.

Karşınızdaki ülke sizin gücünüzü biliyorsa, maceraya kalkışmaz.

Türkiye'nin güçlü olması sadece Türkiye için değil, bölgede barışın korunması açısından da önemlidir.

Ancak güçlü ordu sadece çok sayıda askerden oluşmaz.

Güçlü ordu; güçlü asker + güçlü mühendis + güçlü yazılım + güçlü istihbarat + güçlü ekonomi + güçlü savunma sanayii demektir.

Ve bunun üzerine bir şey daha eklemeliyiz:

Güçlü eğitim.

Çünkü geleceğin savaşlarını tanktan önce bilgisayar mühendisi, elektronik mühendisi, yapay zekâ uzmanı, yazılımcı ve uzay mühendisi kazanacak.

Son Söz

Türkiye'nin önünde büyük bir fırsat var.

Bugün geldiğimiz noktayı küçümsemeyelim.

Ama “Biz artık olduk, daha hiçbir şeye ihtiyacımız yok” da demeyelim.

Daha iyisini yapmak zorundayız.

Daha güçlü hava savunması…

Daha güçlü radar…

Daha güçlü elektronik harp…

Daha güçlü motor…

Daha güçlü uydu…

Daha güçlü donanma…

Daha güçlü savaş uçakları…

Daha güçlü siber güvenlik…

Daha güçlü yapay zekâ…

Ve bütün bunların arkasında daha güçlü bir eğitim sistemi ve daha güçlü bir ekonomi…

İşte gerçek bağımsızlık budur.

Ben Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda savunma sanayiinde daha büyük başarılara imza atacağına inanıyorum.

Yeter ki;

Üretelim.

Araştıralım.

Gençlerimize güvenelim.

Mühendislerimizin önünü açalım.

Bilime yatırım yapalım.

Ve en önemlisi…

Savunma sanayiini günlük siyasetin üzerinde, Türkiye'nin ortak milli meselesi olarak görelim.

Çünkü mesele bir hükümetin değil;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasıdır.

Ve unutmayalım:

Ordusu olmayan devlet yaşayamaz.

Ama 21. yüzyılda sadece ordusu olmak da yetmez.

Çağın silahını, teknolojisini, yazılımını ve savunma sistemini üretemeyen devlet, başkasının merhametine muhtaç kalır.

Türkiye'nin hedefi ise merhamet bekleyen değil,

kendi göbeğini kendi kesen, kendi teknolojisini üreten, kendi gökyüzünü, kendi denizini ve kendi vatanını koruyabilen güçlü bir devlet olmaktır.

Yolumuz uzun…

Ama artık bu yolda yürüyen güçlü bir Türkiye var.