Ünal TAN / İlahiyatçı


Nasreddin Hoca ile hanımı sofraya oturmuşlar.

Hanım, çorbanın ilk kaşığını ağzına götürür götürmez gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamış.


Hoca merakla sormuş:

“Hayırdır hanım, niye ağlıyorsun?”

Kadın iç geçirmiş:

“Rahmetli annem bu çorbayı çok severdi. O geldi aklıma, ona ağlıyorum.”

Hoca da safça bir kaşık almış, o da gözyaşlarına hâkim olamamış.

“Ee Hoca Efendi, peki sen neden ağlıyorsun?” diye sormuş hanımı.

“Senin annen öldü ama sen kaldın ya… İşte ben ona ağlıyorum hanım.”

Mizahın en güzel tarafı, acıyı tebessüme sarıp hikmetin söylenmesidir.

İmam Gazâlî der ki: “Bir kimsenin dert ortağı yoksa, gönül diliyle Allah’a şikâyet etsin.”

Nasreddin Hoca’nın gözünden yaş getiren şey yalnızca sıcak bir çorba değildir; dost bildiğiyle bile acının paylaşılmaması, hatta hafifletilmemesidir.

Aynı sofrada olmak, aynı duyguda buluşmak anlamına gelmiyor.

Kur’ân buyurur: “Ey iman edenler! Kendi aranızda bazı sözleri gizli konuşmayın; günahı, düşmanlığı ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın. Birbirinizle iyilik ve takvâ üzere konuşun.”
— (Mücâdele, 9)

Dostluk, beraber susmak değil; aynı hakikate beraberce boyun eğmektir.

Sadakat ise sadece birlikte gülmek değil, acıda aynı Allah’a sığınmaktır.

Şair ne güzel demiş:

Cihânda bulmadım bir yâr-ı sâdık ki derdi derdime ola mutâbık..
Eğer buldum ise bir yâr-ı sâdık ki sâdık sandığım çıktı münâfık..

Bugünün dostlukları, sıcak çorbadan da çabuk soğuyor.

Aşçı Baba Hazretleri şöyle buyurmuştur:

“Bu zamanın dostlukları, acemi aşçının çorbasına benzer: kokusu güzel ama tadı yok.”

Gerçek dost, çorbanın sıcaklığını bahane etmez; gönlünün sıcaklığını açar. Zira en güzel yakınlık, dertte bir olmaktır.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:

“Mü’minler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette ve birbirlerine şefkat göstermede bir beden gibidir.

Ondan bir uzuv rahatsız olunca, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.”
— (Buhârî, Edeb, 27)

O hâlde sadakat; aynı sofrada oturmak değil, aynı  sıkıntıya birlikte göğüs germektir.

Herkes hata yapabilir, ama sadece hakiki dostlar hatayı itiraf eder, üstünü örtmeye kalkmaz.

Acının Sahih Yorumu Nasreddin Hoca bu latîfesiyle aslında bize “gülerek tefekkür”ü öğretiyor.

Tasavvufun özü de budur:

Acıya sadece sabretmek değil, acıda hikmeti sezebilmektir. İnsanların çoğu neden ağladığını bilmez; kimisi sıcak çorbayı bahane eder, kimisi ise sükûtun içinde konuşur.

Ama Allah katında kıymetli olan, içi hakikatten yanan gözyaşıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Onlar ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. Bu, onların huşûlarını artırır.”
— (İsrâ, 109)

O hâlde soralım kendimize: Biz hangi çorbanın buharıyla ağlıyoruz?

Gerçekten içten mi yanıyoruz, yoksa sadece gözümüz mü yaşarıyor?

Sadakatten mi konuşuyoruz, yoksa acının buharında göz gözü mü görmüyor?

Zira herkes ağlayabilir; ama herkesin gözyaşı hakikat taşımıyor.

Selam ve dua ile Allah'a emanet olun değerli kardeşlerim benim...