Bazı sözler vardır, söylendiği anda unutulur…
Bazı sözler ise toprağa atılan bir tohum gibidir. Yıllarca bekler, büyür ve zamanı geldiğinde toplumun karşısına zehirli bir meyve olarak çıkar.
Maalesef Türkiye’de yaklaşık 10 yıldır kin, nefret, öfke ve hakaret tohumları ekiliyor.
Bugün ise bu tohumların sahadaki yansımalarını hep birlikte görüyoruz.
“Herkes Küfrediyor, Ben de Ediyorum!”
Yaklaşık 10 yıl önce…
Sabah namazından çıkmış, dostlarla birlikte Yaşar Pastanesi önünde oturuyoruz. O sırada ağzını, sözünü bilmeyen bir vatandaş, iş insanlarımıza yönelik ağır küfürler etmeye başladı.
Yanımıza çağırdık ve sorduk:
“Birinden alacağın mı var? Kim sana ne yaptıysa söyle, gidip hakkını arayalım. Ama neden küfrediyorsun?”
Verdiği cevap bugün bile kulaklarımda:
“Ben onu tanımıyorum. Ondan alacağım da yok. Yanında da çalışmadım. Herkes sövüyor, küfür ediyor; ben de yapıyorum!” derken mahcubiyetini de gizleyemedi.
İşte meselenin özeti budur!
Adam, tanımadığı insana neden küfrettiğini bilmiyor.
Hakkı yenmemiş…
Alacağı yok…
Bir husumeti yok…
Ama “Herkes yapıyor, ben de yapıyorum” diyerek küfrediyor.
Toplum böyle bozulur.
Önce dil bozulur…
Sonra kalpler…
Ardından aile…
Sonunda da toplum!
Siyasetin Dili Zehirlenirse…
Yaklaşık 10 yıldır siyasette bir slogan üzerinden toplumun önemli bir kesimine sürekli kin ve öfke pompalanıyor:
“Tayyip gitsin!”
Elbette demokratik ülkelerde iktidarlar eleştirilebilir, seçimle değişebilir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama eleştiri başka şeydir, hakaret başka şeydir.
Muhalefet başka şeydir, kin ve nefret dili başka şeydir.
Bir siyasetçi proje ortaya koyar.
Bir siyasetçi ülkenin geleceğini anlatır.
Bir siyasetçi gençlere umut verir.
Bir siyasetçi “Ben bunu yapacağım” der.
Ama elinde projesi, fikri ve ufku olmayanların sürekli hakaret ederek siyaset yapmaya çalışması, ülkemize de şehrimize de zarar verir.
Bunun ilk ciddi sonuçlarından birini 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde gördük.
Bugün : Siyasetin kirli yüzü, şehir seviyesine indi, Milletvekili ve Belediye Başkanına , parti il ve ilçe başkanına hakaret başladı.
Kahramanmaraş gibi geçmişte AK Parti’ye yüzde 80’lerin üzerinde oy vermiş bir şehirde belediyelerin önemli bir bölümünün kaybedilmesi, sadece bir seçim sonucu olarak görülmemelidir.
AK Parti’nin Hiç mi Suçu Yok?
Elbette var!
Seçim kaybedildiyse bunun sorumluluğunu sadece başkasında aramak doğru değildir.
Yanlış adaylar…
Toplum tarafından kabul görmeyen isimler…
Kırmızı çizgi haline getirilen tercihler…
Vatandaşın beklentilerinin yeterince okunamaması…
Bunların hepsi seçim sonuçlarında etkili olmuştur.
Bugün sahada : " Biz sizi tanıyoruz , siz kimsiniz ?" denmesi bunun bir sonucudur.
Siyasetçi önce kendisine bakmalıdır.
“Vatandaş neden bizden uzaklaştı?” sorusunu sormadan, sadece karşı tarafı suçlamak çözüm değildir.
Özal’a Söylenen Sözleri Unutmadım
Merhum 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal dönemini de hatırlıyorum.
Özal’ın Türkiye’ye yaptığı hizmetleri sadece başlıklar halinde yazsak, birkaç kitap çıkar.
İnsanlar umutluydu.
İnsanlar çalışıyordu.
İnsanlar para kazanıyordu.
Türkiye değişiyordu.
Ama Özal’a karşı da çok ağır bir nefret dili oluşturulmuştu.
Kahramanmaraş Valiliği önünde yaptığı bir miting konuşması sırasında, elektrik direğine çıkan bir kişinin Özal’a yönelik bağırarak hakaret ettiğini bizzat gördüm.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si arasında çok önemli bir benzerlik görüyorum:
Siyaset üzerinden insanları birbirine düşürmek!
Sonra ne oldu?
ANAP iktidardan gitti.
Turgut Özal Cumhurbaşkanı oldu.
Ardından vefatı geldi.
Özal’ın cenazesinde milyonlarca insan gözyaşı döktü.
O günleri yaşayan biri olarak söylüyorum:
Siyasette bugün düşman ilan edilen insan, yarın milletin gönlünde bambaşka bir yere oturabilir.
Onun için siyasette söz söylerken iki kere düşünmek gerekir.
Siyasetçinin Önünde Proje Olmalı, Hakaret Değil!
Bugün siyaset yapacağım diyen bazı insanların elinde ne yazık ki proje yok.
Şehrin geleceğine ilişkin ciddi bir vizyon yok.
Gençlerin işsizliğine çözüm yok.
Sanayicinin, esnafın, çiftçinin derdine yönelik ciddi bir teklif yok.
Bunun yerine ne var?
Hakaret var.
Bağırmak var.
Küfretmek var.
Ötekileştirmek var.
Böyle siyaset olmaz!, Belediye Başkanı , Milletvekilini tanımama var !
Belediye başkanına veya milletvekiline:
“Sen kimsin?”
diyecek kadar saygısızlaşan bir kişiye, yanında bulunanlar:
“Ayıp ediyorsun! Terbiyeni takın, otur yerine!”
demiyorsa, orada sadece kişinin değil, siyasetin de bir problemi var demektir.
Milletvekilini, Belediye Başkanını Köle Sanmak!
Bir başka tehlikeli anlayış da şudur:
Vatandaşın seçtiği belediye başkanını veya milletvekilini, kapısında bekleyen bir köle gibi görmek!
Devletten, belediyeden, siyasetçiden aldığı hizmetin sonu gelmiyor.
“Daha ver!”
“Bir de bana ver!”
“Benim çocuğumu da işe al!”
“Benim işimi de hallet!”
Bu anlayış doğru değildir.
Hatta tanıdığım bir kişi var…
Dört çocuğunu çeşitli belediyelere işe yerleştirmiş.
Kendisini AK Partili olarak tanıtmış.
Bugün ise AK Partili belediye başkanlarına ve milletvekillerine küfür ederek dolaşıyor.
Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır?
İnsan gerçekten şaşırıyor!
Türkiye’de Siyaset Kirlendi!
Bugün Türkiye siyaseti ciddi bir dil ve ahlak sınavından geçiyor.
Bir tarafta ağır hakaretler…
Diğer tarafta yolsuzluk iddiaları…
Belediyelerde rüşvet ve usulsüzlük tartışmaları…
Hukuka olan güvenin zedelendiği yönündeki tartışmalar…
Ve bütün bunların ortasında birbirine düşmanlaştırılan bir toplum…
Bunun kimseye faydası yoktur.
Türkiye’nin kavga değil, akla ihtiyacı var.
Hakaret değil, projeye ihtiyacı var.
Kin değil, kardeşliğe ihtiyacı var.
Ekonomik Özgürlüğü Olmayan Siyasete Girmemeli
Ben yıllardır bir düşüncemi söylüyorum:
Ekonomik özgürlüğünü yakalayamamış insanın siyasette bağımsız hareket etmesi çok zordur.
Çünkü geçimini tamamen siyasete bağlayan insan, zamanla doğru bildiğini değil, kendisine fayda sağlayanı söylemeye başlayabilir.
Bana göre ekonomik özgürlüğü olmayan insan;
Muhtarlıkta…
Dernek başkanlığında…
Siyasette…
kendi iradesini korumakta zorlanabilir. Çalar , hırsızlık yapar yapanları da görüyoruz !
Siyaset, kişisel menfaat kapısı değil, millete hizmet kapısıdır.
Siyaset yapacak insanın cebinden önce vicdanı zengin olmalıdır.
Ufku olmalıdır.
Vizyonu olmalıdır.
Şehrini ve ülkesini sevmelidir.
İnsanlara tepeden bakmamalıdır.
Ve en önemlisi, kendisine oy vermeyen insanı da düşman görmemelidir. Siyaset yapan kişi ekonomik özgürlüğünü yakalayan kişi olmalıdır.
12 Eylül’ü Unutmayalım!
Bugün 12 Eylül…
O günleri yaşayanlardan biriyim.
Türkiye'nin nasıl bir karanlığa sürüklendiğini gördük.
Bir sağdan…
Bir soldan…
Gençler idam edildi.
Evlatlar toprağa verildi.
Aileler perişan oldu.
Türkiye yıllarca bunun acısını yaşadı.
Allah bir daha o günleri bu millete göstermesin.
Çünkü tarih bize çok açık bir ders verdi:
Kin büyütülürse kavga çıkar.
Kavga büyütülürse kardeşlik kaybolur.
Kardeşlik kaybolursa ülke kaybeder.
Bugün bize düşen görev, çocuklarımıza ve gençlerimize nefret değil, sevgi bırakmaktır.
Siyasetçilerin görevi insanları birbirine düşürmek değil, insanları bir hedef etrafında buluşturmaktır.
Artık;
“Sen bensin, ben sendenim”
değil,
“Sen de bu ülkenin evladısın, ben de…”
diyebilmeliyiz.
Kahramanmaraş'ın, Türkiye'nin daha fazla kavga ve hakarete değil; ahlaklı, dürüst, çalışkan, vizyon sahibi ve proje üreten siyasetçilere ihtiyacı var.
Kin ve nefret tohumları ekmeye devam edersek, yarın çocuklarımızın biçeceği ürünün ne olacağını düşünmek bile istemiyorum.
Geliniz, bundan sonra toprağa kin değil kardeşlik,
nefret değil sevgi,
hakaret değil güzel söz,
kavga değil hizmet tohumları ekelim.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Hayırlı günler diliyorum.
Kalın sağlıcakla.





