Ünal TAN / İlahiyatçı


AŞURE

Bir Gecede Üç Kurtuluş, Bir Kalpte Sonsuz Arayış


GEMİ:
Bir Babanın Sessiz Tufanı

O gece gökyüzü başka türlü kararmıştı.
Sular dinmişti ama kalpteki tufan hala büyüktü.
Cudi Dağı’nın eteğinde, sessiz bir gemi durmuştu.
Ve kenarında, bir baba oturuyordu…

Hz.Nuh’tu o.
Ama sadece bir peygamber değil…
O an, inandıramadığı evladın ardından gözyaşı döken her babaydı.
Elinde bir ip vardı belki, ama asıl tutmak istediği, kayıp giden bir evlattı.
Çağırmıştı, yalvarmıştı, ama oğul binmemişti gemiye.
Söz yetmemiş, sevgi yetmemişti…
Çünkü kurtuluş, tahtalarda değil, kalpteki imanda gizliydi.

Nuh aleyhisselam işte o gece öğrendi:
Bazen insan her şeyi yapar ama yine de bazıları gitmek ister.
Ve o zaman, en zor şey, kurtaramadığın evladın ardından da Allah’a teslim olabilmektir.


DENİZ:
Bir Duanın İkiye Yarılması

Kavim koşuyordu…
Arkalarında Firavun’un askerleri, önlerinde uçsuz bucaksız bir deniz.
Kaçacak hiçbir yer yoktu.
Sanki kader, onları köşeye sıkıştırmıştı.

Anneler çocuklarını siper alıyor, erkekler gökyüzüne korkuyla bakıyordu.
Ve o an biri konuştu:

﴿كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ﴾

Hayır... Rabbim yanımdadır.
O bana yol gösterecektir.

Bu sözü Hz.Musa söyledi…
Ama aslında bu söz, çaresizliğin duvarına çarpıp geri dönen her kulun içinden geçirdiği bir yakarıştı.
Ve işte o an, deniz ikiye yarıldı.
Ayakları suya değmedi yürüyenlerin,
çünkü su, Allah’a güvenene yol vermişti.
Ümitsizlik bile secde etti o gün.

O gece öğrenildi ki:
Bazı yollar, ancak dua edilince açılır.
Ve Allah, en çok hiçbir yol kalmamış gibi görünen yerde,
yeni bir kapı yaratır.


SUSKUN TOPRAK:
Bir Gözün Göğe, Bir Kalbin Hakikate Duruşu

Sonra...
Kerbela.
Ne bir tufan vardı o gün, ne de yarılan bir deniz.
Sadece suskun bir toprak ve kana bulanmış bir hakikat.

Bir çocuk ağladı…
Ama sesi çölde yankılandı, hiçbir kalbe ulaşmadı.
Bir kadın bekledi…
Ama gelen olmadı.

Hz.Hüseyin başını göğe kaldırdı.
Ne isyan etti, ne de beddua etti.
Sadece sustu.

Çünkü bazı acılar dilde değil, yürekte konuşur.
Bazı hakikatler, ancak kanla yazılır.

Hz.Hüseyin, öyle bir sükutla yürüdü ki şehadete, sözler aciz kaldı ardında.
O gün, kalplerin ortasına kazındı bir cümle:
Zulme boyun eğmek yoktur. Ne pahasına olursa olsun.

Ve biz o gün öğrendik:
Bazen direnmek için bağırmak değil, onurunla susmak gerek.


VE BU GECE…

🌙 Bu gece, Aşure Gecesi…
Bir gecede nice kurtuluş, bir kalpte nice sınav gizli.

Geminin kıyısında bekleyen bir baba gibi misin?
Yoksa çaresizlik içinde duaya sarılan biri mi?
Ya da sustukça içi yanan ama hakikatten vazgeçmeyen biri mi?

Her biri başka bir yol, ama hepsi aynı yere çıkar:
Allah’a güvenen kurtulur.

Ey gönül…
Bu gece karar gecesi...
Gemiyi mi kuracaksın?
Duayı mı edeceksin?
Yoksa susarak mı direneceksin?

Gemiyi kurmak cesaret,
Duaya sarılmak tevekkül,
Susarak direnmekse izzetin ta kendisi.

Ama unutma:
Bu gece kurtulanlar, Allah’a dayananlar oldu.

DUA

Allah’ım…
Hz.Nuh gibi tufanlar yaşadık biz de.
Sevdiklerimizi ikna edemedik gemine…
Ellerimizde ip kaldı sadece, ve içimizde derin bir yara.
Ama Sen bize öğrettin ki:
İman varsa, gemi batmaz.

Hz.Musa gibi biz de sıkıştık…
Önümüzde engeller, ardımızda düşmanlar.
Her şey bitti sandık…
Ama Sen, bir yol açtın tam da orada.
Seninle imkansız mümkün oldu.
Sen varsın diye biz tükenmedik.

Ve Hz.Hüseyin…
Ondan susmanın da bir direniş olduğunu öğrendik.
Onurla susmayı,
Sabırla beklemeyi,
Ama asla zulme eğilmemeyi.

Ya Rabbi…
Bu gece, bir kıssanın değil,
Bir teslimiyetin eşiğindeyiz.
Bize Hz.Nuh’un sabrını,
Hz.Musa’nın duasını,
Hz.Hüseyin’in şerefli duruşunu nasip et.

Kalplerimizdeki denizleri yar…
Evlatlarımızı gemine çek…
Bizi de, zulme karşı susmayan,
Ama hep Sana boyun eğen kullarından eyle.

Bu gece Aşure…
Vazgeçilenlerin, Seninle mükafat bulduğu gece.

Bize vazgeçmeyi öğret.
Sana güvenmeyi öğret.
Ve kıssaları sadece okumayı değil,
Yaşamayı nasip et.

Alıntı
10. Muharrem. 1448
25. Haziran. 2026