Ünal TAN / İlahiyatçı


Asılma sırası Başmüderris Atıf Hoca'ya geldi...

İSTİKLAL MAHKEMESİ REİSİ CHP’Lİ KATİL KEL ALİ, ATIF HOCA'YI SORGUYA ÇEKİYOR...


 26 Ocak 1926. 100 yıl önceki gün. Önce bir yanlışı bir kere daha düzeltelim. İskilipli Atıf Hoca, cami hocası değil bir müderristi. Profesör yani. Üstelik sıradan bir profesör değil… Fatih Medresesi Başmüderrisi yani dekan. Ankara İstiklal Mahkemesi’nde duruşma başlarken İskilipli Atıf Hoca, başında sarık, sırtında cübbesi Osmanlı alim kıyafetiyle her zamanki gibi sakindi. İsmi okununcaya kadar bekledi, okununca da ayağa kalktı. Mahkeme reisi CHP Karahisar Mebusu Kel Ali (Ali Çetinkaya), sert, gazap dolu bakışlarla onu süzdü. Diğer sanıklarla uğraşmadı. Rütbesi, şimdiki meşguliyeti onu ilgilendirmiyordu. İlk sorusunu aksi bir tavırla Atıf Hoca’ya yöneltti. Konuya pat diye tepeden girdi.
“Senin başka mevkufiyetin (tutuklanman) oldu mu?”
- “Oldu efendim, bundan 17 yıl önce, 31 Mart 1909 hadisesinde yine böyle sebepsiz yere tevkif edilmiştim. Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra 600 kişiyle birlikte bir şilep ambarında Sinop’a sürgün edilmiştim. Bu sürgün bir buçuk yıl sürmüştü. Hala hakiki sebebini bilemiyorum”
“Nasıl olur da sebebini bilmezsin?”
- “Söylemezlerse nereden bileceğim efendim! Her fırsatta sorduğumuz halde cevap alamıyorduk. Ancak bir buçuk yıl sonra ‘Afedersiniz, bir adli hata olmuş’ demeyi itiyat edinmişlerdi. Sinop sürgününden dönüşte de ‘Kusura bakma kardeşim bir yanlışlığa kurban olmuşsun’ dediler”
“Ne zamandan beri siyasetle meşgulsün?”
- “Hiçbir zaman siyasetle meşgul olmadım. Ben ömrümü ilim ve irfana hasrettim!”
“Ya üye olduğunuz cemiyetler?”
- “Mensup olduğum cemiyetler yalnız ilim cemiyetleridir. Ancak bir defa ve sadece vatan kaygusuyla Yunanlıların Izmir’i işgali sırasında bir beyanname yazarak Itilaf devletleri mümessillerine vermiştik. Izmir’e tecavüz ve taarruzu protesto etmek maksadıyla yazılmıştı. Izmir işgalini şiddetle protesto ettik. Tek siyasi hareketim budur. Teşkil ettiğim Cemiyet-i Müderrisin ise müderrislerin hukukunu savunmak içindir. Burada himaye ve siyanete muhtaç olan talebelere ve hocalarına yardımcı olmak gayemizdir. Tekrar ediyorum siyasetle hiçbir zaman meşgul olmadım”
“Fakat sizin siyasetle meşgul olduğunuzu söyleyenler var!”
- “Benim hayatım meydandadır. Siyasetle meşgul olduğumu söyleyenler bunu ispat etmek zorundadır. Tarafınızdan, iddialarını ispata davet edilmelidirler. Aksi halde yalancı bedbahtların iftiralarına itibar caiz olmaz!”
Mahkeme Reisi Kel Ali için sıra can alıcı soruya gelmişti. Kasılarak ve müstehzi bir tavırla sordu:
“Peki, Frenk Mukallitliği kitabını ne zaman ve niçin yazdın?”
- “Iki sene önce yani 1924 yılında yazmıştım. Maksadımız sarihti. Mukallitliğin her türlüsü mekruhtur. Japonya’yı göz önüne alın. Garp aleminin iyi taraflarını, faydalı ilim ve tekniğini almış. Fakat kendi din ve yerli geleneklerini muhafaza etmişler. Elbette ilim ve teknikleri araştırılır, faydalı olanlar alınır. Ancak körü körüne mukallitlik yapmayalım diye yazdım”
“Yayınlamadan önce kimseye gösterdin mi? Resmi mercilerden izin aldınız mı?”
- “Tabii, basılmadan hatta matbaaya verilmeden önce sekiz nüsha kopyalarını çıkarıp Istanbul Maarif Müdürlüğü’ne, iki nüshayı da Matbuat Müdüriyeti Umumiyesi’ne verdim. Okudular, tetkik ettiler. Sonra da: ‘Hoca Efendi çok lüzumlu bir mevzuya temas etmişsin. Sa’yin meskur olsun, Indallah’ta amelin makbul olsun inşaallah! Seni yürekten tebrik ve takdir ederiz!’ dediler.
Usulen Ruhsat-ı resmiyesini de verdiler”
“Demek neşir izni de verilmiş öyle mi?”
- “Aynen öyle efendim. Ilgili makamlardan sorulabilir, gerekse de kitabı tetkik eden müfettişlerden sorulabilir. Resmi ruhsatı da dosyanızda mevcuttur. Bu kitabı memlekete faydalı olmak maksadıyla yazmış olduğumu bütün ilgililer tasdik ederler. Zira etmişlerdir”
“Peki, şapka kararnamesinden sonra bu toplatılan kitaptan sattın mı?”
- “Haşa, bu kararname çıktığı dakikadan itibaren bir tek kitap dahi satılmamıştır. Ama kararname çıkmadan önce alıp okumuş olanlar elbette vardı”
Mahkeme reisi Ali Çetinkaya bu sefer de elindeki gazeteyi Atıf Efendi’ye göstererek lafı dokunduracak şekilde konuştu:
“Ancak yazdığın bu kitabın mazarratından -zararlı yayın- olduğundan bahsediyorlar.”
- “Arz edeyim efendim! Bu kitabın yayınlandığı zaman, şu anda elinizde tuttuğunuz Son Telgraf gazetesi aleyhimde neşriyat yaptı. Bunun üzerine mahkemeye müracaat ettim ve gazete aleyhine dava açtım. Mahkemenin verdiği kararda, mahkeme heyeti, kitabın muzır -zararlı- olmadığını ekseriyetle kabul ederek Son Telgraf gazetesini şahsıma 100 lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Bu mahkeme kararı da dosyada mevcuttur”
Mahkeme reisi Ali Çetinkaya’nın, Atıf Hoca’nın bu belgeli-delilli açıklamasından sonra söyleyecek sözü kalmamıştı. Çünkü davanın esasını teşkil eden Frenk Mukallitliği ve Şapka kitabı, ilgili kanun çıkmadan bir buçuk yıl önce basılmış. Baskıdan önce bakanlıktan resmi ruhsat alınmış. Ayrıca zararlı yayın olmadığıyla ilgili mahkeme kararı da dosyada mevcut, yani şapka kanunu çıkmadan önce yayınlanan, küçük boy broşür hüviyetinde, 32 sayfa, 2 forma ve Kader Matbaası’nda basılmış olan bu kitap… Yazarını mahkum ettirecek bir gerekçe değildi… İçeriğiyle itibariyle bir suç aleti hiç değildi.
Kaynak: Tahir Olgun (Tahiru’l-Mevlevi), Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri, Nehir Yayınları, Istanbul 1990, sayfa 67-71 / Kitap, Atatürkçü sansür nedeniyle 64 yıl sonra basılabilmiştir…