— “Musa Emmi… Sen yardımı pek seven bir adamdın. Kapına geleni geri çevirmezdin. Dilenciye para verir, zorda kalanın işini görürdün. Şimdi hastasın ya… Kapın dolup taşmıştır diye düşünüyordum.”
Musa Emmi, başını iki yana sallar.
Gözlerinde hüzünle karışık bir tebessüm belirir, ama bir şey söylemez.
Tam o sırada kapı çalınır.
İçeri, elinde küçük bir tencereyle minik bir kız çocuğu girer.
Yüzü pırıl pırıldır.
— “Musa dede, geçmiş olsun…” der.
“Annem sana çorba yaptırdı. Sıcakken iç, hemen iyileş. Ben yarın yine getiririm.”
Tencereyi bırakır, gülümseyerek çıkar gider.
Muhtar şaşkınlıkla arkasından bakar:
— “Bu küçük kız kim Musa Emmi?”
Yaşlı adam derin bir iç çeker.
Bir an susar, sonra yavaşça konuşmaya başlar:
— “Haklıydın muhtar… Epey kişinin işini gördük, çok para verdik. Ama şu küçük kız… iki köy ötede oturur. Günün birinde yol kenarında ağlarken gördüm. Yanına gittim, neden ağladığını sordum. Dedi ki: ‘Dedem bir hafta önce öldü. Onunla hep oyun oynardık.’”
Sesi titrer.
— “Dayanamadım. ‘Ben de senin dedenim kızım’ dedim. ‘İki köy ötede oturuyorum. Her gün bu yoldan geçerken seninle oynarım.’ Ve sözümü tuttum. Her gün aynı saatte geldim. Onunla oyun oynadım. Para değil… sevgimi verdim ona.”
Bir an durur, gözleri dolar.
— “Şimdi hastayım muhtar… Parayla işini gördüğüm onca insan halimi sormazken, sevgimi verdiğim bu küçük kız her gün sıcak bir çorba getiriyor bana.”
Başını eğer, sesi fısıltıya dönüşür:
— “Çok geç anladım… Para verdiğim herkes beni unuttu. Sevgi verdiğim ise yanımdan ayrılmadı. Meğer hayat, parayla değil; sevgiyle anlamlı olurmuş…”
Selam ve dua ile Allah'a emanet olun değerli kardeşlerim benim..
