Dr. Fatmagül Saklavcı


Kayseri Keykubadiye Sarayı Kazı Çalışmaları

Tarihi milattan önce 3500’lere kadar inen Kayseri Asur, Hitit, Frigya devrinde ve Helenistik dönemlerde bir ticaret şehri olarak gelişmiş; Sasani, Bizans ve Arap yönetiminde bulunduktan sonra Türkmen akınları sırasında 1067’den sonra Türklerin eline geçmiş ve Dânişmendliler’in önemli bir merkezi olmuştur.


 1169’da Selçuklu topraklarına katılan Kayseri’de I. Gıyâseddin Keyhusrev, I. İzzeddin Keykâvus, I. Alâeddin Keykubad zamanlarında birçok imar faaliyeti yapılmış, Moğol istilâsından sonra birçok âlim ve sanatkâr Kayseri’ye yerleşmiştir. İlhanlıların genel valisi Emîr Eretna’nın eline geçtiği (744/1343) dönemlerde Kayseri’de dini, siyasi ve askeri mimari birçok yapı inşa edilmiştir.

Anadolu Selçuklu Dönemi’nde Darü’l Feth yani Fetih Kapısı olarak adlandırılan Kayseri’de yer alan ve Anadolu Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan Keykubadiye Sarayı, şehir merkezinin yaklaşık 10 km kuzeybatısında, günümüzde Kayseri Şeker Fabrikası arazisinde bulunan Şeker (Keykubad) Gölü’nün çevresinde kurulmuştur. Saray 1243’teki Kösedağ Savaşı’nda Moğollar tarafından tahribata uğramıştır.

 

 

1953 yılında Zeki Oral tarafından keşfedilen sarayda, sondaj çalışmalarına başlanmış, Prof. Dr. Oktay Aslanapa başkanlığında 1964 yılında başlatılan kazıda, üç yapı kalıntısı tespit edilmiştir.  Baldaken tarzındaki çapraz tonozlu yapının kemer ayakları kazılarak firuze sırlı, küçük çini parçalarına ulaşılmış, aynı zamanda köşkteki temel izlerinin incelenmesiyle küçük bir mutfak kalıntısı tespit edilmiştir. 

1980 yılında ise Prof. Dr. Oluş Arık ve Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından tekrardan kısa süreli kazı çalışmalarına başlanmış ancak bazı sebeplerden dolayı kazılar devam ettirilememiştir. 

2014 yılında Prof. Dr. Ali Baş’ın danışmanlığında ‘Dört Kemerli Yapı’ ve ‘Tonozlu’ yapı olarak adlandırılan kalıntılarda sondaj ve temizlik çalışmaları yapılmaya başlanmış ve kazı çalışmaları hala devam edilmektedir.

Sivas Gazeteci ve Yazarlar Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Fatmagül Saklavcı Prof. Dr. Ali Baş ile görüşerek yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı ve kazı çalışmalarına katıldı.

 

Kazı Başkanı ve Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Baş, yaptığı açıklamada: "Mescide isimli bir vatandaş başkana gelerek burada Alaeddin Keykubat’ın mezarı var yıkılıp gidiyor diyerek sitemde bulunur. Kayseri Şeker Şirketi bunu kendisine görev addeder. Ardından başkan sondaj yapılarak proje hazırlanmasına karar verir. Yapılan çalışmalar sonucu proje bize sunuldu ve 2014 yılında bugün İl Kültür Müdürü olan Şükrü Dursun ve ekibimizle sondaj çalışmalarına başladık. Güzel veriler ve malzemelerin çıkmasıyla kazı çalışmalarına devam etmeye karar verdik. 2015’te Bakanlığa dilekçe verdik. Bakanlık aynı sene Bakanlar Kurulu kararı ile bana Selçuk Üniversitesi ve Kültür Varlıkları Genel Müdürlüğü adına kazı yapma izni verdi. ‘Dört Kemerli Yapı’ ve ‘Tonozlu Yapı’ saraydan günümüze kadar gelebilen iki yapı harap durumda olduğu için önceki senelerde çok fazla çalışma yürütemedik. Çünkü yapı çok kötü durumdaydı ve tehlike arz ediyordu. 2019’da Şeker şirketi ‘Tonozlu’ yapıyı koruma altına alarak destek yaptı ve sağlamlaştırdı. İki yapının çevresinde kazı çalışmalarına başladık. Geçen sene sürdürdüğümüz çalışmalarda ‘Tonozlu’ diye bahsettiğimiz yapının etrafında divanhane dediğimiz, taht salonu mekânı ile karşılaştık. ‘Dört Kemerli Yapı’nın etrafında anlaşılır bir şey yok, çok bozulmuş ve harap olmuş durumdadır. Saray 1224-26 yılları arasına tarihlendirilmekte, Beyşehir Kubadabad Sarayı ile aynı tarihlerde inşa edildiği düşünülmektedir. Moğolların istilasından bu saray da nasibini alarak yakılıp yıkılmış, sonraki süreçte de yerleşim bir şekilde devam etmiştir. Ortaya çıkarılan künk, tuğla ve tandır kalıntıları da bu görüşü desteklemektedir. En son olarak Kayseri Şeker Şirketi lojmanları inşa edilmiş, kazı çalışmalarından dolayı şimdi kalkmış durumdadır. Bu yüzden çok dolgu ve çok tahribat var. Ama şimdiye kadar iyi buluntular ve özel eserler elde edilmiştir. Bunlardan en dikkat çekeni ise daha önce benzerine pek rastlanmadığımız ve kazının sembolü haline gelen, üzerinde ‘bahçıvan’ tasviri bulunan sekiz kollu çinidir. Buluntular şu anda Kültür Bakanlığı ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi arasında Bakanlık onayı ile Selçuklu Uygarlığı Müzesi ana eyvanda Keykubadiye Sarayı ile ilgili bölümde sergilenmektedir. Bu sene inşallah başka buluntularla zenginleşir diye düşünüyoruz.” dedi. 

 

Çalışmaları iki alanda sürdürdüklerini ve daha önceki senelerde kazdıkları ‘Dört Kemerli Yapı’ çevresinde yeni verilerin ortaya çıkmasını ümit ettiklerini belirten Baş, şunları belirtti: “En büyük sorunumuz alanın büyük ölçüde talan edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bazı eserlerin, seramik, çini gibi parçaların çok farklı yerlerde bulunması, bu talanı bize göstermektedir. Fakat hangi dönemde gittiği bilinmiyor, belli değil. Mimari anlamda çok önemli veriler ile karşılaştık fakat istenilen anlamda, divanhanede ve taht salonu dediğimiz bölümde süslemeli olması gereken bölümde ne yazık ki küçük buluntularla, yani süsleme amaçlı çini vesaire gibi buluntularla çok fazla karşılaşamıyoruz. Ancak bazı bölümler, özellikle de zemin tuğla döşemeleri ve çinilerle karşılaşmış olmamız bize sarayın genel yapısıyla ilgili önemli veriler sunmaktadır.” diye konuştu.

Bu dönem kazı çalışmalarına başladıklarını, eylül ayı ortalarına kadar devam edeceklerini bildiren Prof. Dr. Baş, Kayseri Şeker Şirketi ve Büyükşehir Belediyesinin büyük desteklerinin olduğunu belirtti.