Prof. Dr. Levent Eraslan


YALMAN

ahiyle gelen emri uyguladı. Şehrin dışında ıssız bir tepenin eteğine vardı. Kurumuş bir hurma ağacının altına oturdu. O kadar yorulmuştu ki adeta yığılıp kaldı.


Gözlerini kapatıp yanı başındaki akan nehrin su melodisine kendisini bıraktı. Ağaçtaki kuş cıvıltıları onu rahatlatmıştı. Doğum sancısı başlamıştı. İçinde tarif edilmez duygular dolaşıp duruyordu. Aklında binbir soru yumağı düğüm olmuş çözülmüyordu. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim." dedi.1

    Tek başınaydı... Bu ıpıssız yerde şimdi ne yapacaktı? Ah, ne olaydı annesi Hanne yanında olaydı. Dili duaya durdu. Birden yalnız olmadığını hatırladı. Alemlerin yaratıcısı yüce Allah yanındaydı. Mabeddeki küçücük odasında ıssız gecelerde Rabbi hep yanında değil miydi? Mevsimi olmadığı halde türlü yiyecekler ikram etmiyor muydu? İşte yine büyük ikram geldi, sese kulak verdi "Hurma ağacını silkele!" Şaşkın şaşkın kurumuş hurma dallarına baktı. Dalı tutup salladığında taze hurmalar önüne dökülüverdi. Kalbinin derinliklerinden saygıyla Rabbine şükretti.  Evet şimdi daha çok emin oldu, o kesinlikle yalnız değildi.

   Son bir gayretle kainatı bir erkek çocuğunun sesi inletti, "Ingaaa, ıngaaa...!" Oğlunu sardı, sarmaladı, kucağına aldı, düştü yollara... Ne diyecekti? İnsanlara bu durumu nasıl izah edecekti? Rabbi ona susmasını ve sorular karşısında çocuğu işaret etmesini buyurmuştu. Hem yürüyor hem de hayatı film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu. Mabede adanınca daha çocuktu. Annesi Hanne adamıştı onu. Nereden bilebilirdi ki doğacak çocuğunun kız olacağını? Ama Rabbine söz vermişti bir Hanne, dönemezdi. Mabede adanmış ilk ilk kız çocuğuydu "Meryem". Hamisi Hz. Zekeriya idi. Ona çok şey öğretmişti. Yaşının küçüklüğüne rağmen zekası ve ilme olan aşkı sayesinde çok yol katetti. Küçük yaşına rağmen ilmin yanında mabedin hizmetine de koşuyordu. Annesini hatırladı. Kendisini mabede getirip son kez öpüp kokladı, kokusunu taa ciğerlerine çekti ve gitti. Arada sırada gelip bakıyor uzaktan seyrediyor, durumu hakkında bilgi alıp gidiyordu. Onu tekrar tekrar öpmek, koklamak, özlemini gidermek istiyor ama yapamıyordu Hanne.

Çocuğun sesiyle kendine geldi. Şehre girmek üzereydi. Kim bilir insanlar neler neler söyleyeceklerdi? Gerçekten de insanların şaşkın bakışları arasında çocuk kucağında ürkek bir şekilde kalakaldı. Kalabalık gittikçe büyüyor, her kafadan bir ses çıkıyor, uğultular çoğalıyordu. "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın.","Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi." 2

Meryem konuşmuyor, çocuğu işaret ediyordu. Toplanan insanlar daha da sinirlenmiş "Ne yani, bir bebekle mi konuşmamızı istiyorsun?!"3 İşte olanlar oldu. Herkesin korkudan, şaşkınlıktan gözleri yuvalarından fırladı. Kundaktaki bebek konuşuyordu. Aman Allahım! Ses bebekten geliyordu ve şöyle sesleniyordu "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı." 4

"Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti."5

 "Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı." 6

   "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selam (esenlik) olsun."7

   İşte iffet abidesi Meryem'in yüzünde güller açtı. Rabbi yine yanındaydı. O kesinlikle yalnız değildi.

Rabbi onu seçmişti. İnsanlar niçin anlamıyordu. O isterse, "Ol" deyiverirse her şey olur. Hz. Adem'i hem annesiz hem babasız yaratan O değil miydi?

   O'nun gücü her şeye yetmez miydi?

   "Bir şeyi dilediği zaman O'nun emri o şeye ancak 'Ol' demektir, o da hemen oluverir." 8

   O "Ol" der bilim bir anda yerle bir oluverir. O "Ol" der yer ve gök sarsılır. O "Ol" der bütün dünya Meryem'e selam durur.

 

                                                                                                                     Merve Vuslat AYDOĞDU

_________

1. Meryem Suresi 23. ayet

2. Meryem Suresi 27-28. Ayet

3. Meryem Suresi 29. Ayet

4. Meryem Suresi 30. Ayet

5. Meryem Suresi 31. Ayet

6. Meryem Suresi 32. Ayet

7. Meryem Suresi 33. Ayet

8. Yasin Suresi 82. Ayet