Kazakistan’da 31 Mayıs tarihi

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly: 20. yüzyıl Kazak halkı için büyük bir trajedi olarak geçmiştir.’

 

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly: 20. yüzyıl Kazak halkı için büyük bir trajedi olarak geçmiştir.’

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly, 20. yüzyılda Kazak halkının neredeyse yarısının yok edildiği açlıklar, Kazak halkının çıkarlarını savunan aydınların neredeyse bir kuşağının yok edilmesi ve Kazakistan topraklarının nükleer bomba deneme sahasına dönüştürülmesi gibi olayların Kazakların hafızasında derin yaralar bırakan psikolojik travmalar olduğunu söyledi.

Kazakistan’da 31 Mayıs tarihi her yıl Siyasi Baskı, Sürgün ve Açlık Kurbanlarını Anma Günü olarak anılıyor.

Bu amaçla düzenlenen bir online toplantıda konuşan Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Saparbekuly, ‘’Çarlık Rusya’sının sömürgeci politikası, 1916 ayaklanması, Alaş Orda hükümetinin dağıtılması, Kızıl ordu ile Beyazların Savaşları ve bu bağlamda Kazakistan’da yaşanan “Beyaz Terör”, 1918, 1921 ve 1933 yıllarındaki açlıklar, 1929-1933 yıllarındaki ayaklanmalar, 1937-38 yıllarındaki Kazak aydınlarının topyekûn yok edilmesi, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında Kazakistan topraklarının Sovyetlerin Nükleer Bomba deneme sahasına dönüştürülmesi, kademeli olarak Kazak okullarının kapatılması ve nihayetinde Kazakların Mankurtlaştırılması. Bu olayların her biri Kazakların hafızasında derin yaralar bırakan ve aslında Kazakların hala acısını çektiği psikolojik travmalardır.’’ dedi.

“Siyasi baskı, sürgün ve açlık kurbanlarını anma günü”nün Kazakların ulusal bilinci açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Saparbekuly, 20. yüzyılın Kazakistan için iki açıdan önemine vurgu yaptı. Büyükelçi Saparbekuly, ‘’Birincisi, Kazak halkının neredeyse yarısının yok edildiği açlıklar ve diğeri de Kazak halkının çıkarlarını savunan aydınların neredeyse bir kuşağının yok edilmesidir. Bunların birincisi, doğrudan halkın fiziki varlığına saldırı ise, ikincisi, halkın entelektüel vatansever kesimini temizleyerek ulusal bilinci ve kimlik olarak var oluşuna yapılan saldırıdır.’’ ifadesini dile getirdi.

‘’BOLŞEVİKLER KAZAK HALKINI HEDEF ALDI’’

Rusya’da iktidarı ele geçiren Bolşeviklerin Kazak halkını hedef olarak belirlediğini kaydeden Saparbekuly, şöyle konuştu:

‘’Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki, Bolşeviklerin iktidara gelmesi ile Büyük Bozkır’da bilinçli ve haberdar olarak düzenlenen açlıklar yaşandı. Birincisi, 1918-1919 yıllarında, ikincisi 1921-1922 yıllarında ve en ağırı da 1930-32 yıllarında olmak üzere üç büyük açlık yaşandı. Uzmanların görüşüne göre, bu açlıkların birincisinde 1 milyon 200 bin, ikincisinde 1 milyon 700 bin ve üçüncüsünde 2 milyon 300 bin olmak üzere toplam 5 milyondan fazla Kazak yaşamını yitirmiştir. Bu faciaların boyutunu anlamak açısından bir kıyaslama yapacak olursak, 20. yüzyılın başında yapılan nüfus sayımında Osmanlı’da 8 milyon Türk yaşarken, aynı dönemde Çarlık Rusya’da yapılan nüfus sayımında Rusya’da 8 milyona yakın Kazak yaşamaktaydı. Aradan yüz yıl geçtiğinde Türkiye nüfusu 80 milyonu geçmişken, Kazakların nüfusu zar zor 19 milyona ulaşmıştır.

Bu açlıklardan anlaşılan o dur ki Kazak halkı, Bolşeviklerin iktidarının ilk yıllarından itibaren hedef olarak belirlenmiştir. Bunun birkaç sebebi vardır. Birincisi, 20. yüzyılın başında Kazakların nüfusu Rusya’daki Türklerin en kalabalığı idi. İkincisi, Kazakların ekonomik durumu iyiydi. 1925 yılında Kazakistan’a Komünist Parti Birinci Sekreteri olarak atanan Filip Goloşekin’e göre, Kazakistan’da devrimin gerçekleşmesi için Kazakların fakirleştirilmesi ve Kazak zenginlerinin yok edilmesi gerekmekteydi. Bu anlayış çerçevesinde 1929 yılından itibaren Kazakları yerleşik hayata geçirme bahanesi ile onların hayvanlarına zorla el konuldu. 1928 yılında Kazakistan’da 32 milyon büyük ve küçükbaş hayvan varken, 1933 yılında onlardan sadece 4 milyon kaldı. Geçim kaynağı elinden alınan Kazaklar açlıktan ölmeye bırakıldı. Açlıklar çok sayıda isyanlara sebep oldu. 1929-1933 yıllar arasında 372 isyan yaşandı. Ancak bu isyanlar acımasız bir şekilde bastırıldı.’’

STALIN KAZAK AYDINLARINI HALK DÜŞMANI İLAN ETTİ

Soyvet rejiminin Kazak halkına yönelik zulmünün bir diğer boyutunun da Kazak aydınlarını hedef almak olduğunu hatırlatan Büyükelçi Saparbekuly, o dönem Kazak halkının Türkistan bölgesindeki Türk halklarının arasında en kalabalık aydın sınıfına sahip olduğunu ve bu aydınların varlığının da 20. yüzyılın başında çok güçlü bir ulusal uyanış hareketi olan Alaş hareketini doğurduğunu kaydetti.

 

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly konuşmasının devamında şu ifadeleri dile getirdi: ‘’Ne var ki, Sovyet rejiminin milli değerleri tanımayan komünist ideolojisi milliyetçi aydınları hazmedemezdi. Dolayısıyla, Stalin yönetimi Alaş aydınlarını ve onlarla bir şekilde ilişkide olanları topyekûn düşman olarak ilan etti ve onlara karşı baskı, sürgün ve en sonunda yok etme politikasını uyguladı. Kısacası, Kazak halkı için çalışan bütün aydınlar “milliyetçi”, “Panturkist” ve “ajan” olarak suçlandılar. Bu politika kapsamında Kazakistan’da 100 binden fazla kişi sürgüne gönderildi, 25 binden fazla kişi ölüm cezasına çarptırıldı. Bu bağlamda komünistlerin zulmünün boyutunu gözler önüne sermek bakımından aşağıdaki örneği vermek istiyorum.  1936-1938 yıllarda Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak çalışan Levon Mirzoyan, Ekim 1937’de Moskova’ya gönderdiği şu telgrafı tüyler ürperticidir: “İdam cezasını vereceğimiz 2.500 kişilik kotanın son derece yetersiz olduğundan dolayı sizden, daha 3.500 kişiye idam cezasını vermemize izin vermenizi arz ederim”

1937 Aralık ayında, Mirzoyan tarafından imzalanan başka bir belge:

“Kalıntıları tamamen temizlememiz için bize 1. kategoride 600 kişiyi, 2. kategoride 1.000 kişiyi ilave izin verin.”

Bu zulmün daha da korkunç yanı Kazak aydınlarının eşleri ve çocuklarına uygulanan baskıydı. Aydınların eşleri ve çocukları “ALJİR” olarak bilinen “Akmola Halk Hainleri Eşleri Kampı” veya “Karlag” olarak bilinen “Karagandı Toplama Kampı”na gönderilmekteydi. 1930’lu yılların sonuna gelindiğinde Kazakistan’da 23 toplama kampı bulunmaktaydı. Bu kamplarda nasıl zulmün yaşandığını düşünmek bile insanı ürpertiyor. Sonuç olarak Uluslararası literatürde “Büyük Terör” olarak geçen Kazakistan’da yapılan zulüm yıllarına bizim kayıtsız kalmamız düşünülemezdir.

Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ile 1993 yılında “Kitlesel Siyasi Baskı Kurbanlarının Rehabilitasyonu Kanunu” kabul edildi. Yasaya göre 340 binden fazla baskı ve sürgün kurbanı beraat etti.

Halkımızın kalbinde dinmez acı ve toplumsal hafızasında büyük bir yara olarak kalan bu zulüm yıllarını hatırlamak ve acılarımızı bir nebze olsa da hafifletmek amacıyla 1997 yılında Kazakistan’ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Kararnamesi ile 31 Mayıs, “Siyasi baskı, sürgün ve açlık kurbanlarını anma günü” olarak belirlendi.

Bugün Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev bugüne özel açıklama yaparak, tarihsel adaletin yerine gelmesi için, Siyasi Baskı Kurbanlarının Rehabilitasyonu ile ilgilenecek Devlet Komisyonunun kurulması yönünde talimat verdi. Her ne kadar Kazaklar “ötkenge salawat” yani “geçmişe rahmet” anlayışı ile acılı tarihi ile barışık yaşamayı öğrenmiş, “Büyük Bozkır” kadar engin ve hoşgörülü halk olsa da, geçmişi hatırlamak ve ondan ders çıkartmak ve “Büyük Terör” kurbanlarını rahmetle anmak borcumuz ve vazifemizdir.’’


Haber Kaynak : http://sultansehirgazetesi.com
Anahtar Kelimeler: Kazakistan’ Mayıs tarihi